bookmate game
tr
Books
Peter Gotthardt

Elflerin Kaderi 1: Demir Zırhlı Savaşçılar

  • viyandeniz47aslan45775has quoted2 days ago
    edemez.”
    “Biliyorum,” diye iç çekti Kraliçe. “Ama Elflere ölüme gitmelerini emredemem.”
    “Ama…” diye başlayacak oldu Pruna.
    Kraliçe onu duymadı. Atının üstünde başını kaldırarak
  • viyandeniz47aslan45775has quoted2 days ago
    emredemem.”
    “Ama…” diye başlayacak oldu Pruna.
    Kraliçe onu duymadı. Atının üstünde başını kaldırarak bağırdı: “Herkes beni dinlesin! Kaçmak zorundayız. Kendi başınıza ormandan gizlice kaçmalısınız. Ancak bu şekilde Çelik Yumruk savaşçılarından kurtulabiliriz ve…”
    “Hayır!” diye bağırdı Lotus avazı çıktığı kadar. “Beni dinleyin. Kaçmayacağız!”
    Kraliçe Veronika kızına şaşkınlıkla bakakaldı. Elfler aralarında fısıldaşmaya başlamış, şaşkın gözlerle birbirlerine bakıyorlardı. Kraliçeye mi yoksa prensese mi itaat edeceklerdi?
    “Birlik olmamız gerek,” dedi Lotus. “Ayrılırsak, Elf toprakları yakında yok olacak.”
    “Lotus haklı,” dedi Pruna. “Şimdi pes edersek, güzel ülkemizi asla kurtaramayız.”
    Kraliçe derin bir iç çekti.
    “Muhtemelen haklısın,” dedi. “Doğru olduğunu düşündüğün şeyi yap. Ben de seni takip edeceğim.”
    Onlar konuşurken, Sitrus da düşmanı gözlüyordu. Savaş arabasını çeken dört kertenkeleyi zorlukla kontrol edebiliyorlardı sanki. Kertenkeleler vahşice tıslıyor ve arada bir kralın azman korumalarına saldırıyorlardı.
    Canavarlarsa öfkeli kertenkeleleri uzak tutmak için dişlerini göstererek demir zincirlerini sallıyorlardı. Ama bu onları daha da kızdırıyor, Kral Hodbin ise itaat etmelerini sağlamak için kırbacını kullanmak zorunda kalıyordu.
    “Savaşıyoruz öyleyse,” dedi Pruna. “Ama nasıl?”
    “Onları gafil avlamalıyız,” dedi Sör Karadiken. “Doğrudan krallarına saldıralım. O zaman neye uğradıklarını şaşırırlar.”
    “Sanırım saflarını yarıp içinden geçebiliriz,” dedi Sitrus. “Ben denemeye razıyım. Ama arkamı kollamanız gerekecek.”
    “Bize güvenebilirsin,” dedi Lotus.
    Elfler hazırlanarak saldırı pozisyonuna geçtiler. Pruna ve Lotus, Karadiken ve Sitrus ile birlikte ön saflarda yerlerini aldılar. Bir grup şövalye de Kraliçe’nin etrafını sarmıştı. Trol Demirbilek de hemen yanındaydı.
    Elfler atlarının üstünde dörtnala ilerlemeye başladılar. Giderek daha da hızlanıyorlardı. Kralın savaş arabasına neredeyse ulaşmışlardı. Çelik Yumruk savaşçıları, etraflarını sarmak için iki taraftan ilerlemeye başladılar.
    “Savaş tanrısı bizim tarafımızda!” diye bağırdı Kral Hodbin. “Aptallar, kendi elleriyle avucumuza düşecekler.”
    Sitrus, kralın arabasına kadar ulaşmayı başarmıştı.
    “Çelik Yumrukları benden uzak tutun!” diye bağırdı Lotus ve diğerlerine.
    Ardından kertenkelelerin dizginlerini arabaya bağlayan demire doğru atıldı. Kılıcıyla yaptığı birkaç hızlı hareketle dizginleri çözmeyi başardı.
    Kertenkeleler serbest kaldıkları anda, kükreyip hırlayarak muhafızlara saldırmaya başladılar. Canavarlar, kertenkelelerin dişlerinden kaçmaya çalışırken tökezliyor, bir yandan da zincirlerini çılgınca sallıyorlardı. Hem canavarlar hem de kertenkeleler, kralın savaş arabasının arkasında duran Çelik Yumruk savaşçılarıyla çarpışıyordu.
    Bir anda her şey birbirine girdi. Çelik Yumruk savaşçılarının çoğu ezilirken, diğerleri vahşice sallanan demir zincirlerin ağır darbelerine maruz kalıyordu.
    “Elfler, beni takip edin!” diye bağırdı Lotus.
    Düşman hattındaki boşluktan geçti. Sıra sıra dizilmiş olan Çe
  • viyandeniz47aslan45775has quoted2 days ago
    Ayrılıp daha küçük gruplar halinde kaçmalıyız. Böylelikle çoğumuz canını kurtarabilir.”
    “Sence bu mantıklı mı?” diye sordu Pruna. “Elf ordusu bölünürse, bir daha savaşa devam edemez.”
  • viyandeniz47aslan45775has quoted2 days ago
    Şimdi uyanıksın,” dedi Sitrus. Kollarını Lotus’a sarmış, onu rahatlatmaya çalışıyordu.
    “İyi ki yanımdasın,” diye iç çekti Lotus.
    Kısa bir süre sonra tekrar sakinleşti. Korkusu azaldıkça, kalbi bir kez daha düzenli ve sessizce atan ritmine geri döndü.
    Oturmuş şafak vaktinin gelmesini bekliyorlardı.
    Ertesi sabah Elflerin kampına geri dönerek kamptakilere vadiden bahsettiler.
    Kraliçe ve Pruna, Elflerin hemen oraya gitmesi gerektiğine karar verdi.
    Elf ordusu kampı toplayıp dağlara yöneldi. Mümkün olduğunca sessiz hareket ediyorlardı. Ancak binden fazla süvari vardı. Bu yüzden biraz gürültü yapmaları kaçınılmazdı. Bazen Elflerin seslerinden ürken kuşlar, havalanırken yüksek sesle çığlık atıyordu.
    Lotus ve Sitrus, yolda herhangi bir engel olmadığından emin olmak için önden gittiler.
    “Ormanda Çelik Yumruk savaşçılarından oluşan birkaç küçük birlik var,” dedi Pruna. “Ama ordularının geri kalanının nerede olduğunu merak ediyorum.”
    “Belki de şatodadırlar,” diye fikir yürüttü Lotus. “Krallarının yanında bekliyorlardır.”
    “Umalım da öyle olsun,” dedi Pruna. “Onlarla burada karşılaşmak istemeyiz.”
    “Dün dört Çelik Yumruk savaşçısının beni yakaladığını söylemiştim, hatırlıyor musun?” dedi Lotus bir süre sonra. “Aralarından biri çok garip bir şey söyledi.”
    “Neymiş?” diye sordu Pruna.
    “Aldıkları esirlerin daima Kral Hodbin’e boyun eğdiğini söyledi. Elbette bu doğru olamaz.”
    “Böyle bir şeyin gerçek olabileceğini düşünmek bile istemem.”
    “Seni yakalasalardı ne yapardın?”
    “Yakalayamayacaklar,” dedi Pruna kararlı bir sesle. “Bunun olmasına izin vermektense ölene kadar savaşmayı yeğlerim.”
    Sonunda ormanın sınırına kadar gelmişlerdi. Artık önlerindeki toprakları tümüyle görebiliyorlar, ağaçların arasından dağları seçebiliyorlardı. Engin ova, önlerinde uçsuz bucaksız uzanıyordu.
    Pruna ve Lotus, atlarının dizginlerini çektiler ve dehşetle ovaya bakakaldılar.
    Düşman savaşçıları ovaya sıra sıra dizilmişti. Miğferleri ve zırhları güneş ışığının altında ışıldıyordu. Ön sıranın en ortasında, dört dev kertenkele ile birlikte Kral Hodbin duruyordu.
    Canavar gibi korkunç muhafızlar, savaş arabasının iki yanında bekliyordu.
    Pruna iç çekti. “Hiç iyi bir manzara değil bu.”
    “Keşif birlikleri ormandaki izlerimizi görmüş olmalı. Görünüşe göre orduları yolumuzu kesmeye çalışıyor.”
    “Ne yapacağız?” diye sordu Lotus.
    “Keşke bilseydim.”
    Kraliçe ve öncü Elf birlikleri, ormanın sınırına ulaştı.
    “Sayıları bizden çok fazla…” dedi Kraliçe. Korkuyla karşısındaki orduya bakıyordu.
    O sırada bir Elf, atıyla yanlarına geldi.
    “Çelik Yumruk savaşçılarından büyük bir grup bizi takip ediyor!” diye bağırdı. “Arkadan yaklaşıyorlar.”
    “Etrafımız sarıldı,” dedi Kraliçe. “Savaşmak işe yaramayacak.
  • viyandeniz47aslan45775has quoted2 days ago
    Sitrus.
    “Sadece… Sadece bir kâbus,” diye fısıldadı Lotus. Kalbi korkudan çırpınırken zar zor konuşabiliyordu
  • viyandeniz47aslan45775has quoted2 days ago
    Dikkatlice yaklaştı. Sitrus da hemen arkasından geldi.
    İki Elf yerde yatıyordu. Etraflarındaki çimenler kana bulanmıştı. Silahları hâlâ ellerindeydi.
    Sitrus Elflerin yanında diz çöktü.
    “Ölmüşler. Çarpışmada öldürülmüşler, bundan hiç şüphem yok.”
    Lotus içlerinden birini tanıyordu. Sık sık konuştuğu genç şövalyelerden biriydi bu.
    Yine bir inleme duydular. Lotus sesi takip etti.
    Bir savaşçı, gölgelerin arasında ağır yaralı halde yatıyordu. Yanında kanlı bir kılıç vardı. Miğferi başından çıkmıştı. Çelik Yumruk savaşçılarından biriydi bu.
    Lotus’un içindeki öfke kabarmaya başladı. Kılıcını çekerek savaşçının tepesinde durdu.
    “Bu ölü arkadaşlarım için!” diyerek, kılıcını savaşçının boğazına sokmak için havaya kaldırdı.
    Ama sonra yere indirdi. Savunmasız bir adamı öldüremezdi. Düşmanlarından biri olsa bile.
    Yaralı adamın gözleri açıktı. Sert bakışlarla Lotus’u süzüyordu.
    “Yap şunu,” dedi. “Öldür beni.”
    “Anlamadım,” dedi Lotus şaşkınlıkla.
    “Al canımı. Kır zinciri,” diye yalvardı savaşçı. “Belki… Belki o zaman, kalbimi kavrayan o demirden el beni rahat bırakır. Belki artık savaşmak zorunda kalmam…” Tüm söyleyebildiği bunlardı. Nefes almakta zorlanıyor, ağzından kanlar akıyordu.
    “Ne demek istedi acaba?” dedi Lotus Sitrus’a dönerek.
    “Hayal görüyor,” dedi Sitrus. “Ölmek üzere. Hadi, gitmeliyiz.”
    “Yani onu bu şekilde bırakacak mıyız?”
    “Onun için yapabileceğimiz başka bir şey yok,” diye yanıtladı Sitrus.
    “Hem zaten neden yardım edelim ki? Acele etmeliyiz.”
    Ormanın içinden batıya doğru ilerlediler. Ama kısa süre sonra gecenin karanlığına yakalandılar. Artık nereye gittiklerini bile göremiyorlardı. Birkaç kez ağaç köklerine ve kayalara takılıp düşecek gibi oldular.
    “Artık durmalıyız,” dedi Sitrus. “Ama yarın şafak söker sökmez devam ederiz.”
    Yan yana oturarak sırtlarını büyük bir kütüğe yasladılar.
    Soğuk bir geceydi. Çimenlerin ve etraflarındaki yaprakların üzerine çiy damlaları düşmüştü. Uzaktan sesi gelen bir baykuş dışında ormanda çıt çıkmıyordu.
    Lotus yorulmuştu. Gözlerini kapatır kapatmaz uykuya daldı.
    Çevresindeki her şey karanlıktı. Demirden bir elin birden kalbini tutup sıktığını hissetti.
    “Artık benim kölemsin,” dedi bir ses.
    Lotus’un tüm duyguları bir anda kayboluverdi. Kalbi birdenbire soğuk ve sert bir yumru haline gelmişti.
    Bir grup yaşayan ölü, birbirine zincirlenmiş halde karanlığın içinden geçiyordu. Lotus da onlardan biriydi. Serbest kalmak için zincirlerinden kurtulmaya çalışıyordu, ama sanki zincirler kollarına ve bacaklarına kaynamış gibiydi.
    Etraflarında vahşi bir savaş yaşanıyordu.
    Hırlayan canavarlar, acı ve öfke ile kükreyerek birbirlerini ısırıp pençeliyordu.
    “Savaş asla bitmeyecek” dedi o ses.
    Lotus bir anda nefes nefese uyandı.
    “Sorun nedir?” diye sordu Sitrus.
  • viyandeniz47aslan45775has quoted2 days ago
    Birinin hafifçe inlediğini
  • viyandeniz47aslan45775has quoted2 days ago
    Fırtına geçmiş, gök gürültüsü ve şimşek yerini hafif ve sessiz bir yağmura bırakmıştı.
    Keşke sonsuza dek böyle kalabilseydik, diye geçirdi Lotus içinden. Burası öyle güzel öyle huzurlu ki. Ne kavga var ne korku.
    Ağır ağır iç çekti.
    “Sorun nedir?” diye sordu Sitrus.
    “Her şey öyle karanlık görünüyor ki,” dedi Lotus. “Kötü bir güç topraklarımızı istila etti. Saklanmak ve sürekli oradan oraya kaçmak zorundayız. Arkadaşlarımızın ölümüne tanık olduk. Biz de düşmanları öldürürüz umuduyla yırtıcı hayvanlar gibi saklanıyoruz burada. Başımıza ne geleceğini bile bilmiyorum.”
    “Elimizden gelenin en iyisini yapmak zorundayız,” dedi Sitrus. “Umudumuzu kaybedemeyiz.”
    “Hep umuttan bahsedip duruyoruz,” diye iç çekti Lotus. “Dayanamıyorum artık. Nasıl bu kadar sabırlı olabiliyorsun?”
    “Babam bir çiftçi,” dedi Sitrus. “Ona tarlada yardım ederdim. Toprağı sürdükten ve ekinlerimizi ektikten sonra yapacak hiçbir şey kalmazdı. Tek yapabileceğimiz beklemek, güneşin ve yağmurun ekinlere yeterince ısı ve su vereceğini ümit etmek olurdu. Sonra da hasat zamanı gelene kadar beklerdik.”
    “İyi ki tanışmışım seninle,” diye fısıldadı Lotus.
    “Ben de iyi ki seni tanımışım,” dedi Sitrus genç kıza sarılarak.
    Kısa bir süre sonra, bulutlar dağıldı ve güneş ortaya çıktı.
    Sığınaklarından sürünerek çıkarken, “Kampa geri dönüş yolunu bulmalıyız,” dedi Sitrus.
    Lotus cevap vermedi. Dağa doğru bakıyordu. Aşağılardan havalanan bir kartal görmüştü. Sanki kayanın içinden çıkmış gibi görünüyordu.
    “Şurada bir kanyon olmalı,” dedi. “Belki de…”
    “Ne?” diye sordu Sitrus.
    Ama Lotus dağa doğru yürümeye başlamıştı bile. Sitrus da genç kızın arkasından koşmaya başladı.
    Lotus haklıydı. Kartal, dağdaki dar bir kanyondan çıkmıştı. Duvarlar iki tarafta da dik bir şekilde yükseliyordu.
    Kanyon, dağların içinden giden upuzun bir yolun sonunda bir vadiye açılıyordu. Vadinin dibinde gür ve kalın çimenler, dağların kenarlarından aşağıya doğru akan dereler vardı.
    Lotus etrafına bakarak mutlu bir şekilde başını salladı.
    “Tam umduğum gibi,” dedi. “Gizli bir vadi.”
    “Hiç duymadım burayı,” dedi Sitrus.
    “Ben de,” dedi Lotus. “Bilen biri var mı acaba? Hepimize yetecek kadar yer var. Şu kanyonda duracak bir avuç cesur şövalye, koca bir ordunun yolunu tıkayabilir.”
    Sitrus kıza hevesle baktı. “Elflerin burayı kale olarak kullanabileceğini mi söylüyorsun?”
    “Kesinlikle,” dedi Lotus.
    Sitrus ve Lotus aceleyle geri döndüler. Elflerin kampı dağların batısında kalıyordu. Ağaçların tepelerine doğru ilerleyen güneşi takip ettiler.
    Yağmurdan sonra hava temiz ve soğuktu. Yaprakların üstünde büyük yağmur damlaları duruyordu. Çimenler de hâlâ sırılsıklamdı.
    Her rüzgâr estiğinde Lotus ve Sitrus’un üzerine su taneleri damlıyordu. Fakat o anda birbirleri dışında hiçbir şeyin farkında değillerdi.
    Sonunda rüzgâr duruldu. Gün batmak üzereydi.
    Lotus birden durarak ağaçların arasında bir yeri işaret etti.
  • viyandeniz47aslan45775has quoted2 days ago
    ettim.”
    “Asıl ben aptallık ettim,” dedi Sitrus. “Cesur olduğu kadar güzel, hem de böylesine tatlı bir kızla dalga geçmemem gerekirdi.”
    Lotus’un kalbi mutluluktan yerinden fırlayacak gibi oldu.
    “Ne demek istiyorsun?” diye sordu genç kız. Hafifçe gülümsüyordu. “Güzel olduğumu mu söylemeye çalışıyorsun, yoksa cesur olmadığımı mı?”
    Sitrus, “Sence?” diyerek kollarını genç kızın boynuna doladı.
    Sonunda! diye düşündü Lotus. Başını genç Elfin omzuna koyarak kolunu boynuna attı.
    Uzun süre bu şekilde oturdular. Fırtına geçmiş, gök gürültüsü ve şimşek yerini hafif ve
  • viyandeniz47aslan45775has quoted2 days ago
    İki Çelik Yumruk savaşçısı onu yakalamak için arkasından koşmaya başladı. İçerinden biri Lotus’un başında bekliyor, diğeri de hâlâ kızın kollarını tutuyordu.
    “Hemen harekete geçmeliyim,” dedi Lotus.
    Bütün ağırlığıyla kendini kenara attı. Böylece savaşçı da onunla birlikte devrilecekti. Savaşçı, yuvarlanırken Lotus’u bırakıverdi.
    İkisi de yere kapaklandılar. Lotus kılıcını kaptığı gibi ayağa fırladı.
    Ardından Sitrus’u kovalayan iki Çelik Yumruk savaşçısının peşinden koştu. Henüz çok uzaklaşmamışlardı.
    Birine arkadan saldırarak düşürmeyi başardı.
    Sitrus durdu. Yerde bulduğu sağlam bir dalı alarak sopa gibi kullanmaya karar verdi.
    Savaşçıların sonuncusu, iki rakiple karşı karşıya kalmıştı. Lotus’un saldırısından kaçarak diğer savaşçıların yanına koştu.
    “Teşekkürler,” dedi Lotus. Soluk soluğa kalmıştı.
    “Şimdi ne yapacağız?” diye sordu Sitrus.
    “Kaçacağız. Çok kalabalıklar.”
    Saklanmak için ağaçların arasına doğru koştular. Arkalarından çığlıklar duyuluyordu. Çelik Yumruk savaşçıları peşlerindeydi.
    Lotus ve Sitrus, ormanın en karanlık kısımlarına doğru ilerlediler. Devrilmiş ağaç gövdelerinin ve devasa kayaların üzerinden hızla geçtiler.
    Sonunda Sitrus durdu.
    “Artık… Daha fazla koşamam,” dedi. Nefes nefeseydi.
    “Sorun değil, izimizi kaybettirdik,” dedi Lotus biraz soluklandıktan sonra. “Peki ama neredeyiz?”
    Dağlık bölgeye yaklaşmışlardı. Ağaçların arkasındaki dik uçurumlar gökyüzüne doğru yükseliyordu.
    “Hiçbir fikrim yok,” dedi Sitrus. “Kaybolduk.”
    Havada yoğun bir nem vardı. Gökyüzü hızla kararıyordu. Düşen ilk yıldırımın ışığı gökyüzünü aydınlattı. Gök gürültüsünün sesi dağlardan yankılanıyordu. Ormanın üzerine şiddetli bir yağmur yağmaya başladı. Sıçrayan damlalar, büyük dolu tanelerine karışıyordu.
    Sitrus eliyle işaret ederek “Şuraya girersek ıslanmaktan kurtulabiliriz,” dedi.
    İşaret ettiği yerde, büyük bir taşa yaslanmış yassı bir kaya duruyordu. Elleri ve dizlerinin üzerinde sürünerek küçük açıklıktan geçmeyi başardılar. İkisi birlikte kayanın altına zar zor sığıyorlardı.
    Sitrus ve Lotus, kayanın altına ilişerek bardaktan boşanırcasına yağan yağmuru izlemeye koyuldular.
    “Hayatımı kurtardın,” dedi Lotus. “Onlara karşı asla tek başıma savaşamazdım.”
    “Neler oldu orada?” diye sordu Sitrus. “Seni bulmaya çalıştım; sonra sesleri duydum.”
    “Nereye gittiğime bakmadan aceleyle koşuyordum; o yüzden yakaladılar beni,” diye açıkladı Lotus. “O kuş yüzünden bana gülmen canımı sıkmıştı; ben de sinirlenip kaçtım. Aptallık ettim.”
    “Asıl ben aptallık ettim,” dedi Sitrus. “Cesur olduğu kadar güzel, hem de böylesine tatlı bir kızla dalga geçmemem gerekirdi.”
    Lotus’un kalbi mutluluktan yerinden fırlayacak gibi oldu.
    “Ne demek istiyorsun?” diye sordu genç kız. Hafifçe gülümsüyordu. “Güzel olduğumu mu söylemeye çalışıyorsun, yoksa cesur olmadığımı mı?”
    Sitrus, “Sence?” diyerek kollarını genç kızın boynuna doladı.
    Sonunda! diye düşündü Lotus. Başını genç Elfin omzuna koyarak kolunu boynuna attı.
    Uzun süre bu şekilde oturdular.
fb2epub
Drag & drop your files (not more than 5 at once)